Sayfa Üstbanner

Yaşam 360

Bir Devrin Anatomisi;İttihat ve Terakki..

Osmanlı tarihinin son dönemine damga vuran bir oluşumdan, İttihat ve Terakki’den bahsedeceğim.1889’da Balkanlarda İbrahim Temo, İshak Sükûti, Abdullah Cevdet ve Mehmed Reşit tarafından kurulmuş gizli bir örgüttür. İtalya’daki Carbonari gizli teşkilatını örnek alarak yapılanmıştır
Önceleri Tıbbiye Mektebinin modası olarak ortaya çıkan İttihatçılar daha sonra Harbiye, Mülkiye ve Mühendishane gibi yüksek mektepler ve önemli resmi kurumlarında en önemli gücü haline gelmeye başlamıştır.
İttihatçıların yapısını bu günkü koşullarda anlamak hakikaten çok zordur. Nasıl başlayıp nerede bittiği belli olmayan İttihat ve Terakkiyi inceleyebilmek için içyapısı ve hedefleri üzerinde durmak lazımdır
Çünkü içlerinde dinsizliği o günkü koşullarda dahi duyulmuş olan Abdullah Cevdet’i barındırdıkları gibi Enver Bey gibi Turancılığı ve bazı dönemlerde İslamcılığı ön plana çıkaran çok önemli bir şahsiyeti de liderliğe kadar yükseltebilmiştir.
Peki Prens Sabahattin, Talat Paşa, Dr. Nazım,Mahmud Şevket Paşa, İsmail Canbolat, Emanuel Karaso, Esad Toptani,Ermeni Aram, Gürcü Arif Hikmet vb.…. Bu kadar farklı düşünce ,millet ve ideolojiyi bir araya getiren faktör nedir ?
Bu soruya birçok cevap verebiliriz muhakkak… Ancak en doğru ifade aslında herkesin malumudur o da;
“2.Abdülhamit Düşmanlığı !!!”
İttihat ve Terakki içerisinde bulunan fraksiyonları incelediğimizde bu sorunun cevabını daha iyi izah edebiliriz…
İttihatçıların içerisindeki bir grup Avrupa devletleri tarafından desteklenen aydınlardan oluşmaktadır. Ahmet Rıza, Prens Sabahattin gibi kişiler bu grubu oluşturur
Bu gibi kişilerin görünür dertleri Osmanlı Devletini istibdat döneminden kurtararak demokratik bir düzeni ülkeye egemen kılmaktır. Jön Türklerin devamı niteliğinde olan bu şahsiyetlere göre 2.Abdülhamid’in devrilmesi özgürlüklerin ve de kurtuluşun tek çaresidir.
İttihatçıların içindeki ikinci bir grup Avrupa’daki Masonluk teşkilatları ile doğrudan bağlantılı olan kişiliklerdir. Bunların içerisinde Selanik Posta kâtipliğinde ileride sadrazamlığa kadar yükselecek olan Talat Paşa ilk sırayı almaktadır. Bu kişilikleri doğrudan vatan hainliği ile suçlamak belki büyük bir insafsızlık olur. Ancak bilerek veya bilmeyerek Siyonizm hedeflerinin gerçekleşmesi için ülke içindeki ve dışındaki güç odakları tarafından kullanıldıkları bellidir.
Kaldı ki İttihatçıların içindeki Emanuel Karaso gibi bir Yahudi’nin ileride 2. Abdülhamid’i tahttan indirecek dört kişilik heyetin içerisinde sözcü olarak seçilmesi Siyonizm’in Osmanlı Devleti üzerinde oynadığı oyunlarda ne derece başarılı olduğunun da kanıtıdır.
İttihatçılığın siyasi gelişiminde Türkçülük –Turancılık politikası tabi ki yadsınamaz bir gerçektir. Ancak bu idealizminde en büyük handikabı Enver Bey gibi hayalleri çok büyük, ancak hayallerine göre kendi kapasitesi son derece küçük olan bir kişiliğin önderliğinde gerçekleştirilmeye çalışılmasıdır. Bu savın en önemli kanıtı Enver Bey’in komutasındaki Osmanlı ordularının Sarıkamış’ta yaşadığı trajedidir.
Evet, ittihatçıların hayalleri çok büyüktü. Bu nedenle Birinci Dünya Savaşı’na girerken ordunun tamamına sirayet etmiş ittihatçılık Osmanlıyı muhteşem günlerine döndürecek en önemli güç olarak
görülüyordu. İttihatçılar cesurlardı, kararlılardı, çok ama çok gözü pek insanlardı. Hatta kendilerine karşı çıkmayı bırakın yanlarında durmayanları bile yaşatmayacak kadar siyasi cinayetlere de meyilli tiplerdi. Ömrü boyunca Osmanlının en üst kademelerinde görev yapmış paşaları dahi parmaklarında oynatacak güç ve entrikaya sahiplerdi……
Ancak sahip olamadıkları en önemli şey devlet yönetiminde belki de en çok lazım olan      “ Tecrübe “ idi
Bunun en büyük ispatı yine Enver Paşanın kendisidir;1913’te Yarbaylık rütbesinde bulunan Enver Bey,1914’te hayat ve statüko basamaklarını hiyerarşi tanımaz bir hızla çıkıvermiştir. Önce Paşa, sonra Harbiye Nazırı, ardından da başkumandan vekilliği görevleri adeta Enver Bey’in önüne serilmiştir
İttihatçıların Osmanlının kaderini değiştirmeye girişmeden önceki sahnesini kısaca böyle özetleyelim..
İttihatçıların en önemli eksiğini son söz olarak Büyük Türk Mutasavvufu Mevlana ya bırakalım:
“Hamdım, piştim, yandım.”
Bir Devrin Anatomisi;İttihat ve Terakki.. Bir Devrin Anatomisi;İttihat ve Terakki.. Reviewed by Kamil Güden on Mart 17, 2018 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.