Sayfa Üstbanner

Yaşam 360

BİR EĞİTİMCİNİN GÖZÜNDEN:ÇOCUKLAR İLE AYNI DİLİ KONUŞMAK




Veli görüşmelerinde öğretmenlerin öncelikle veliler ile aynı dili konuşup konuşmadıklarını belirlemeleri gerekir. Aynı dili konuşmak demek karşıdaki ile bir iletişim kanalı yakalamak demektir ki bu zannedildiği kadar kolay bir iş değildir. 

Gaziantep’te yöneticilik yaptığım zamanlarda bir veli görüşmem olmuştu. Bir öğrenci velisi kadın çocuğunun ders çalışmamasından dert yanıyordu. Okuldan üçte gelen çocuğunu ders çalışması için dövdüğünü, dövmekten yorulduğu halde söz geçiremediğini, beş gibi eve gelen abisinin de ders çalışması için dövdüğünü yine başaramadığını ve nihayetinde yedi gibi gelen babasının da dövmekten yorulduğunu ve bu sahnenin her gün tekrarlandığını anlattı. Herhalde yeterince dövemediğini düşündüğünden bana ne yapması gerektiğini sordu. Ben de dövmeyi bırakın yeter başka bir şey lazım gelmez dediğimde ikna olmamış bir bakışla bana bakmıştı ki hiç unutmam. İstediği onayı mı alamamıştı, yoksa ikna mı olmamıştı bilemiyorum. 

Çocuk da bu şekilde dayatılan bir ders çalışmanın faydasına inanamamış mıydı yoksa bu aile yapısında okumanın ne işe yarayacağını kestirememiş miydi bu da belli değildi. Biz ders kitaplarına ne kadar ilgili ve naif aile senaryoları koyarsak koyalım çocuklarımız kitaplarını kapattıklarında aynı tablo devam etmiyorsa belki çift kişiliğe kadar varan bir kimlik çatışmasının tohumları ekiliyor değil midir?
Çocuklarımıza kendilerine ait bir oda tahsis edilmesi, günümüzde taşradaki evlerde dahi düşünülen bir güzelliktir. Ancak bütün oyuncakların salona getirilerek etrafa saçılması ve evin vitrini olan salonun oyun alanına çevrilmesine henüz annelerin alıştığı söylenemez. Çocuklardaki bu alışkanlığın, büyüklere karşı bir başarı göstergesi olduğunu düşünürüm hep. Çocuk odasında oynasa kullandığı oyuncakları kullanabildiğini büyüklerine gösterememiş olacağından asıl amaçları oynamak değil oynayabildiğini büyüklere göstermek olduğunu ve kullandıkları aletlerin kendi gözlerinde gerçek zannettiklerini ve sadece bizim gözümüzde oyuncak olduğunu nasıl görmezden gelebiliriz ki?

 Yakın çevresinde gerçeğinin gördüğü oyuncaklara karşı bir güç mücadelesidir oyun. Çocuklardaki başarı gösterme eğilimi büyüdükçe şekil değiştirse de hep devam ettiği bir gerçektir.  Ancak aynı gösterme isteğinin okul derslerinde olmaması belki de büyükler olarak bizlerin takip ve rol model eksikliğimizdendir. Çocuklara hep okuyun adam olun bizim gibi olmayın tarzı temenniler bizleri örnek alarak büyüyen çocuklarda tam karşılığını bulamamaktadır. Veliler de bu eksiklerini okuldaki öğretmenlerin karşılayacağını düşünür.

Okul hayatımızın başlaması ile eti senin kemiği benim cümlesi her okul kaydında kulağımıza çalınırdı. Bir de öğretmenlerin “oku oğlum baban gibi eşek olma” cümlesindeki virgülün nerede olması gerektiği sorusu sınav hayatımızın ilk zor sorusu olarak bizi karşılardı. 

Akşam evde okuyun bizim gibi olmayın serzenişleri ile sabah okulda öğretmenlerin bu sorusu birleşince virgülün herhalde oğlum kelimesinden sonra olması gerektiği mi anlatılıyordu? Yoksa sadece adam olmanın şartının okumak olduğu, aksi takdirde eşeklikten kurtulamayacağımızı anlatan bir rehberlik sloganı mıydı? Her halükarda bir sıçrama beklendiği, yapamadığımızda zaten sana adam olmazsın denildiğinden kaybedilecek bir şeyin olmadığı bir bakış açısı olduğu açıktı.

 Bugün çocuklarımızı aşırı başarılı ve zeki olduklarına inandırarak büyüttüğümüz ve başaramadıklarında hay aksi kötü gününe denk geldi diyerek geçiştirdiğimiz gerçeği açıktır. Çocuklarımızın da sırf bize karşı mahcup olmamak için “mış” gibi yaptıkları da açıktır. Başarılıymış gibi, ilgiliymiş gibi, seviyormuş gibi ve mahcupmuş gibi.

İlkokul öğretmenleri ile branş öğretmenlerinin tatlı takışmaları ilköğretim okullarının öğretmenler odasının vazgeçilmez muhabbet sebebidir. Çalıştığım yıllarda bazen muziplik olsun diye ortaya bir laf atar sonra da kenara geçip izlerdim. Herkes eteğindekini döküp sakinleşince hep beraber bana sitem ederlerdi. 

Bir defasında bir matematik öğretmeni sınıf öğretmenlerinin ne yaptığını sorarak kendilerinin türev, integral gibi konularından bahisle sınıfçıların ise sadece iki kere ikinin dört olduğunu öğretmekte olduklarını iddia etti.  Sınıf öğretmeninin biri de kendisini onaylamış fakat akabinde “hadi bu iki kere ikiyi bana kırk dakika boyunca anlat” demişti. 
Bu cevap bende sınıf öğretmenliğinin bir iletişim mesleği olduğunu bugünden geriye öğreten bir cevaptı. Bazılarının ise aileden bir şey almadan gelen çocuklardan şikâyet ettiklerini de görürdüm. Onlara ailede altı yıl kalan çocuğun kendilerinde de beş yıl kaldıklarını ve bu zaman zarfında üzerine ne koyduklarını ilerde branşçıların soracağını söylerdim. 

Aslında önemli olanın ne öğrettiğimizden çok iletişim kanalı yakalamak olduğunu ve sonrasında öğrencinin zaten her türlü öğreneceğini vurgulamam bir meslek sorumluluğu gelirdi bana...

                                                                                                                     
                                                 Hüseyin Avni GÜLLÜ
                                                     Eğitim Yöneticisi

BİR EĞİTİMCİNİN GÖZÜNDEN:ÇOCUKLAR İLE AYNI DİLİ KONUŞMAK BİR EĞİTİMCİNİN GÖZÜNDEN:ÇOCUKLAR İLE AYNI DİLİ KONUŞMAK Reviewed by blogdefterimiz@gmail.com on Nisan 30, 2018 Rating: 5

2 yorum:

  1. Gerçekten de "o iki kere iki dört eder." mevzusunu kavratmak kolay değildir. En zoru da bölmedir... Ben kızımla epey uğraşmıştım. Kötü bir anısı da vardır.
    Şunu gözlemliyorum; üniversitede öğrencilerle devamlı çalışan biri olarak: İçi boşaltılmış bir eğitim sistemindeyiz. Her 4 senede beraber çalıştığımız stajyer öğrencilerin donanımları gittikçe düşmekte. Bu durumda üzücüdür...

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.