Sayfa Üstbanner

Yaşam 360

EMEKLİ MÜDÜR



Emekliye ayrıldığım günün gecesi kafam karmakarışıktı. Ben buna hazır mıydım bilmiyorum. Emekli olmak için biraz erkendi aslında benim için. Özel bir okuldan teklif gelince şartların benim ve ailem için daha iyi olacağını düşünerek bu kararı vermiştim.

  Gece yarısına doğru uyumak için yatağa girdim ama uyumak ne mümkün. Yatağın içerisinde beynimde bin bir türlü düşünce dönüp duruyorum. Eşimi de huzursuz ediyorum tabi. Saat gecenin üçünü gösterirken eşimi dürtüp uyandırdım. ’’Kalk ben kötü oluyorum, ’’dedim. Otuz yıl bu huysuz, duygusal, çocuk kalpli, çılgın, deli şairin kahrını çekmiş kadın, uykulu gözlerle, şaşırmış bir vaziyette kalkıp yatağın ortasına oturdu. Ben ise yatak odasında, yatağın etrafında, dönme dolap gibi dönüyorum. Resmen krize girmişim yani. Beynimin içinde kaynar sular dolaşıyor. Bizimkisi başladı beni haşlamaya.

‘’Seni zorla mı emekli ettiler Mehmet Bey? Bunu isteyen sen değil misin? Nedir seni rahatsız eden şey, neyi kabullenemiyorsun? Artık ilgi odağı olamayacaksın, Avrupa’lara gidemeyeceksin o mu seni rahatsız eden! Yeni bir özel okulda çalışacaksın işte daha ne istiyorsun? Bir aydır yüzün gülmüyor bana da çocuklara da zehir ettin tatilimizi.’’

‘’Sen de hiç beni rahatlatacak sözler söylemiyorsun, işin gücün beni eleştirmek, ’’dedim, yardıma muhtaç, masum bir çocuk edasıyla.
‘’Ne yapabilirim senin için? Daha dün oğullarına dedim, babanızı alıp bir yerlere götürüp dertleşin kafası karışık, ’’diye.

‘’Vay, demek onları da sen ayarladın öyle mi! Ben de bu çocuklar niye durduk yerde beni göl kenarına çay içmeye götürüyorlar diyordum.’’

Rahatlatacağı yerde ağzına geleni söyledi bizimkisi. Yoksa bazen bunu mu yapmak gerekiyordu insanlara?
İnsanın ruh sağlığının yerinde olmaması ne kadar kötü bir şeymiş meğerse. Savunma mekanizmaları ne kadar çalışsa da negatif düşünce ağır basıyor, yaşam adeta zindana dönüyordu. Kendimi gecenin karanlığında dışarıya atmak istiyor, ancak nereye gideceğimi bilemediğimden vazgeçiyordum.
 Ilık bir duş iyi gelir diye sabaha karşı duşa girdim. Ilık suyun altında belki yirmi dakika kendimi bıraktım. Duş beni soğutur dedim ama nafile soğumadım. Benim Ayyüzlüm bendeki değişimin farkında tabi.
 ‘’Hazırlan yürüyüşe gidiyoruz seninle, ’’dedi.

Gecenin dördünde kalkıp evimize yakın spor parkta yürüyüşe çıktık. Bir saat yürüdük sessizce. Kimsecikler yok ortada, öksürsen yankı yapıyor etrafa. Ne o bana bir soru sordu, ne de ben ona. Yürüyüş sonrası eve gelip yeniden duş aldım ama yok beynim hala kaynıyordu, kazana atılmış kurban kemikleri gibi.
Eşim, ‘’Hadi üstünü giy göl kenarına gidip biraz hava alalım, ’’dedi.

 Aslında istediğim buydu. Uzaklaşmak, bilinmeyen yerlere gitmek, yalnız kalmak, içimde çöreklenenleri kusmak istiyordum.
Arabaya binip şehirden uzaklaşmaya başladık. Seyhan baraj gölü üzerindeki birinci köprüden geçip ikinci köprüye doğru yol alıyorduk. Eşim bir elimi tutup avucunun içine aldı. Onun elleriyle, sabahın seherinde gölün serin havası, damarlarımda serum etkisi yaptı sanki. Sonra avucumun içini öptü tüm içtenliğiyle.
İkinci köprüden sağa dönüp, mısır tarlalarının yanından, beş yüz metre ilerde, gölün üç metre yakınına kadar yaklaştık. Arabadan inip bagajdaki kilimi alıp yere serdik. Yan yana uzandık, gölün bir metre berisinde sabahın beş buçuğunda. Gölün dalgaları nerdeyse ayaklarımıza değiyordu. Şehrin ışıkları yavaş yavaş sönüyordu sabahın aydınlanmasıyla.
Kim bilir kimin ne derdi vardır, o ışıkları yanıp sönen evlerin içinde diye düşündüm. Belki de seninkisi dert midir bizim derdimiz yanında diyorlardır bana.
‘’Bana anlatmadığın bir şeyler var mı, ’’diye sordu eşim içimin dolu olduğunu bilir bir ses tonuyla.
Biliyorsun, otuz yıldır tek maaşla geçiniyoruz. Allah razı olsun, bana hiçbir zaman şunum, bunum olsun demedin. Seni ve çocuklarımızı ihmal edip, kendimi hep çalıştığım okullara verdim. Çalıştığım tüm okulları bir numara yaptım. Kitaplar yazdım, projeler ürettim, onlarca ödül aldım. Ne dedilerse onu yaptım. Hiç bir görevden kaçmadım.
İlgililere telefon açıp, emekli dilekçesi verdiğimi söyledim ve ‘’Beni emeklilik için 15 Ağustos ta ayırın, ben tek maaşla geçiniyorum,31 Temmuz da ayrılırsam emeklilik maaşım bağlanana kadar yaklaşık iki ay maaş alamayacağımı, özel okulda göreve Eylül ayında başlayacağımı, zor durumda kalacağımı söyledim.’’
30 yıllık hizmetimin karşılığını bana nasıl verdiler biliyor musun?24 Temmuz da verdiğim emeklilik dilekçeme 26 Temmuz da onay çıkardılar, beş gün sonra da ayrılacaksın dediler. Üstelik emeklilik dilekçemin altına da not düşüp, ’’Uygun görüldüğü takdirde 15 Ağustos 2018 tarihinde ayrılmak istiyorum, ’’dediğim halde.
Kimseyi suçlamıyorum, benimkisi bir sitem ve insan ancak sevdiklerine sitem eder ama onlardan ne beklerdim biliyor musun? Telefon açmışım, dilekçemde belirtmişim, Adana da parmakla gösterilecek müdürlerden biriyken, bu kadar başarılarımın ve hizmetimin karşılığı olarak hiç olmazsa ‘’Müdürüm, sen dilekçeni şu zamanda ver ona göre onay çıkartalım, merak etme senin için ne gerekirse yaparız. ’’ Tek istediğim buydu benim ama yapmadılar. Ne yapalım sağlık olsun.
Aslında anlatacak çok şey vardı ama kendi sorunlarımla onun canını daha fazla sıkmak istemedim.
Ellerimi avuçlarının içine alıp tekrar öptü sevgiyle. ’’Biz seninle Diyarbakır da terörün içinde çocuk büyüttük, tüm zorluklara birlikte göğüs gerdik, hastane köşelerinde sabahladık birbirimiz için. Bu günleri de atlatacağız sabırla, ’’dedi, yüreğimi okşayan bir sabah yeli gibi.
‘’Yarın gidip özel okulla sözleşmeni imzalayacaksın, ’’dedi.
‘’Emir kipi kullanıyorsun, ’’dedim ilgi bekleyen bir sevgili gibi.
‘’Benim değil misin?’’
‘’Bilmem, ’’dedim hafiften sırıtarak şımarık bir çocuk gibi.
Ağzımın ortasına okkalı bir sabah tokadı da yedim tabi.
Ayağa kalkıp, ellerimizi birleştirip yürüdük kayıtsızca. Dalgalar ve esen serin rüzgâr yalnızlığımıza eşlik ediyordu. Sanki ‘’Ben ne dertler dinledim, ne aşklara, ne ayrılıklara tanık oldum buralarda, içimde ne sırlar gizli bir bilseniz, ’’diyordu.
‘’Soğudun mu artık, ’’dedi.
‘’Eksik kalan bir şey var onu yapmadan olmaz,’’ dedim.
‘’Biliyorum, hazırım, merak etme, ’’dedi.
Askerlikten kalma,33 yıldır dertler üzerime gelip dayanılmaz bir hal aldığında yaptığım gibi, avazım çıktığı kadar heeyytt diye bağırdım. Yakınlardaki köpekler sesli bir şekilde havladı, birkaç kuş korkup havalandı. Sesim titreşim yarattı gölün dalgalarında, yayıldı ışık hızıyla,  çarpıp çarpıp geri geldi köprü ayaklarına. Balıklar, titreşimlerle derinlerden su yüzüne attılar kendilerini,‘ne oluyor’diye. Küçük balıkçı tekneleriyle balığa çıkan balıkçılar, uzaktan bize doğru döndüler yüzlerini. Yanımızda öten kurbağalar, seslerini kestiler bağırtıma tepki olarak.
Bağırarak kustum, içimde biriken otuz yılın yalnızlığını, yapılan ihanetleri, nankörlükleri, ikiyüzlülükleri ve vefasızlıkları.
 Ve yine doldurdum içimi insan sevgisiyle, çektim içime Seyhan gölünün temiz oksijenini. Kesmedim umudumu, Çukurova’nın mert insanlarından…

Uyku tutmadı bu gece,
Sabahın köründe vurdum kendimi,
Seyhan Baraj gölüne.
Çektim içime sessizliği,
Dostluğu ve anıları.
Derinden ve dikkatli dinledim,
Her kuşun farklı ötüşünü.
Mavi sular can verdi,
Yorgun gözlerime.
Dalgalar arkadaş oldu yalnızlığıma.

 EMİN DOĞAN
EĞİTİMCİ YAZAR-ŞAİR

EMEKLİ MÜDÜR EMEKLİ MÜDÜR Reviewed by blogdefterimiz@gmail.com on Kasım 04, 2018 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.