Sayfa Üstbanner

Yaşam 360

EN SEVDİĞİM;ANNEM !




   Altınözü’nün en büyük köylerinden birinde yaşıyorduk. Köyümüz, adını bahar aylarında her tarafta kendiliğinden çıkan sapsarı, insanın ruhunu aydınlatan Hardal bitkisinden almış. Hardallık köyü. Evimiz köyün girişinde, küçük bir bahçesi olan iki oda bir mutfak tek katlı küçük bir evdi. Bahçemizde karanfil çiçekleri hiç eksik olmazdı. Beyazı, kırmızısı bahar aylarında açtığında kokusunu ta ciğerlerime çektiğim en sevdiğim çiçek.

 Evimizin önünde “akar ”denilen artezyen kuyumuz vardı. Şebeke suyu olmadığından tüm su ihtiyaçlarımızı bu kuyudan karşılardık. Annem, küçük bahçemize soğan, sarımsak, tere, maydanoz, turp eker, her yemekte yeşillik olarak sofrada bulundururdu.

Benim babam üç evliydi. Kendimi bildim bileli üç annem vardı benim. Biri köyde yanında yaşadığım babamın ilk eşi öz annem, diğerleri ise babamın birini Antep-İslâhiye’den diğerini ise Suriye Halep’ten getirip evlendiği, Antakya da bir evde beraber yaşayan üvey annelerim.
 Annem babamın ilk eşi ama en kıymetsizi idi. Pek uğramazdı bize. Ayda yılda bir işte. Beş kardeşdik ama abim ve iki ablam üvey annemlerin yanında şehirde yaşıyorlardı. Babam, küçük kardeşim Mehmet ve beni köyde annemin yanında bırakmıştı.
Yoksulluk içinde geçti çocukluğum. Sarı saçlı barbi bebeğim olmadı benim. Ayaklarımda okula giderken kışın ayazında giyeceğim ayakkabılarım da. Saçlarıma takacağım cafcaflı tokalarım da yoktu. Pembe entari de giyemedim ben.

 Yemyeşil gözlerim kıpkırmızı olurdu baba sevgisinden yoksun geceleri ağlamaktan. Geceleri annemin yere serdiği yer döşeğinde küçük kardeşim ve ben onun yanına yavru bir kedi gibi sokulurduk soğuk kış günlerinde. Allah’ım ne kadar kötüydü babasızlık!

Annem, sessiz, sakin biriydi. Hiç sesini yükselttiğini hatırlamam. Gülmezdi yüzü hiç. Belki de bize hissettirmediği o içinde kopan fırtınalardan dolayı. Nasıl bir duyguydu bu böyle bir erkeğin üç kadına sahip olması?

Çocukluğum, annem ve kardeşimle beraber pamuk tarlalarında çapa çapalamakla, pamuk toplamakla geçti. Amik ovasının 50 derece sıcağında pamuk harallarının dibinde annemin geceden hazırladığı azığı yerdik Allah ne verdiyse. Annem bize yoklukla mutlu olmayı öğretti. Düşünüyorum da annemden öğrendiğim en büyük meziyetlerdi belki de şükür etmeyi bilmek, sabır ve umut.

Çocukluğumda babama yazdığım bir mektubu da hiç unutamam.80’li yıllarda renkli televizyonlar yeni çıkmış, herkes evinde dizi filmleri renkli seyrediyor, biz ise siyah-beyaz sürekli karıncalanan televizyonla yetinmeye çalışıyoruz. Arkadaşlarım okulda filmleri renkli televizyondan izlediklerini ballandırarak anlatıp kabarıyorlar.
Ben ise okulun sessiz bir yerinde yine ağlıyorum ve artık dayanamayıp o çocukluk duygularımla babama bir mektup yazıyorum.
“Sen şehirdeki karılarınla, çocuklarınla renkli televizyon izlerken, çamaşır makinesinde çamaşırlarınız yıkanırken, istediğiniz her şeyi yiyip-içip, karyolalarda yatarken biz burada ne haldeyiz haberin var mı?”
 Mektubu okuyan babam bir süre sonra hiç ummadığımız bir zamanda çıka geldi. Evimizin yanında arabadan iner inmez annemin yanında beni görünce de “Bu mektubu sen mi yazdın?’’ dedi.
Ben ise annemin arkasına saklanmış, avcısına yalvaran gözlerle bakan bir ceylan gibi, sadece gözümün göreceği şekilde kafamı çıkartarak başımı salladım. Anneme ve bana bağırıp-çağırdı tüm hakaretleri etti. Kendimi hiç bu kadar üvey evlat gibi hissetmemiştim. Acaba bu gerçekten benim babam mıydı? Yoksa biz sadece annemin çocukları mıydık?
Ben öğretmen olana kadar ne zaman çarşıya çıkıp mobilya mağazalarında bir karyola görsem içim cız etti hep. Çünkü annemin hiçbir zaman yatmak için bir karyolası olmadı.

O yıllarda arada bir Antakya da üvey annelerimin yanına gittiğimde, odalardaki karyolaları görünce dalıp giderdim kendi kendime. Bir keresinde karyolanın üzerinde uyuya kalmış, üvey kardeşlerim tarafından dürtülerek uyandırılmıştım. Uyurken gördüğüm rüyada annem ve kardeşimle karyola da mışıl mışıl uyuyorduk. O gün kendime söz vermiştim. Bir gün okuyup adam olacağım anneme beli ağrımasın diye en güzel yatağı ve karyolayı ben alacağım diye.

Yıllar birbirini kovaladı. Ben okuyup öğretmen oldum. Annemi de hiç yalnız bırakmadım. Onun sessizliği, sakinliği, sabrı bana güç verdi. Dimdik durmayı öğretti hayatta, her koşulda. Ağzı sıkı olmayı ondan öğrendim ve dostu hiçbir koşulda satmamayı. Şu sözünü de hiç unutmadım. “Evde aç susuz olsan da kimse bilmesin, sen dışarıda dimdik dur ve gülümse.”

Bir anneler gününde ona bir sürpriz yaptım. Kardeşimle beraber bir bahaneyle onu komşulara gönderdik. Mağazadan aldığımız güzel bir yatağı odasına kurduk. Artık eskisi gibi karyola yoktu, ondan daha güzel yataklar vardı.
Onu odaya çağırıp yatağı gördüğündeki duygularını ve ruh halini ömrüm boyunca unutmayacağım. Üçümüz birden yatağa uzanıp, birbirimize sarılıp ağladık…

EMİN DOĞAN-EĞİTİMCİ YAZAR ŞAİR

EN SEVDİĞİM;ANNEM ! EN SEVDİĞİM;ANNEM ! Reviewed by blogdefterimiz@gmail.com on Aralık 13, 2018 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.